Geçen hafta sonu yapılan ALES’e giren öğrencilerden gelen şikayetler bir hayli fazla.
Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı’nda bilindiği gibi öğrencilere verilen süre oldukça kısıtlı.
Her soruya neredeyse 1 dakikadan bile az zaman düşüyor. Dolayısıyla sınava giren kişilerin oldukça iyi konsantre olmaları gerekiyor.
Ancak bana elektronik posta ile ulaşan öğrenciler, kopyacılar yüzünden sınava girmeden önce yapılan didik aramalar yetmiyormuş gibi, bir de sınıflarda bulunan gözetmenlerin dikkatlerini dağıttıklarını söylüyor.
Gerçi konsantrasyon sorunu her sınavda yaşanan bir sıkıntı. Geçen yıllarda yapılan bir ÖSS gününü çok iyi hatırlıyorum.
İstanbul’un kalabalık semtlerinden birinde sınavın bitmesine bir saat kala, öğrenciler içeride ter dökerken okul binasının yanında, davul zurna eşliğinde gelin alma töreninin yapıldığına bizzat şahit oldum.
Yine geçen yıllarda rallicilerin ÖSS’nin yapıldığı günü bekledikleri gibi.
Ayrıca bir grup öğrenci de sınava girdikleri salonların oldukça soğuk olduğunu belirtiyor.
Bu yüzden sınava konsantre olmakta zorlandıklarını, soruları ikişer kez okumak zorunda kaldıklarını ve cevapları yetiştiremediklerinden yakınıyorlar.
Anlaşıldığı gibi öğrencilere karşı kimse bu konuda gereken duyarlılığı göstermiyor. Yetkililer eleştirileri duymamazlıktan geliyor. Kaybeden taraf her zamanki gibi öğrenciler oluyor.
İlgili ve yetkili kişiler öğrencilerin emeğine saygı göstermeli ve öğrencilere sınav günlerinde uygun koşulları sağlamalıdırlar.
Sınav gözetmenleri ve dışarıdaki kişiler de daha duyarlı olup davranışlarına dikkat etmelidir. Çünkü bedelini onlar değil öğrenciler ödüyor.
İnternet bağımlısı mıyız?
Bu arada internet kullanımıyla ilgili bir konuya değinmek istiyorum.
Son yıllarda internet günlük hayatımızda öyle çok yer almaya başladı ki adeta büyük küçük herkes internetsiz yapamaz oldu.
Son beş yılda ülkemizde internet kullanımı da bir hayli artmış. Kullanıcıların büyük bir bölümü ise internet bağımlısı olduğunu saklamıyor.
Psikologlar özellikle gençlerin internete bağımlılık derecelerinin çok fazla olduğunu vurgulayarak ciddi uyarılarda bulunuyorlar.
Uzmanlara göre, intenet bağımlılığı bilgisayar başından kalkınca kendini boşlukta hissetmek, gereksiz titreme ve terleme gibi belirtilerle kendini gösteriyor.
İnternet bağımlılığı bunlarla kalsa iyi yine psikologlara göre bu durum, kişiyi sosyal işlev bozukluğuna kadar götürebiliyormuş. Bağımlılık şekli en az madde bağımlılığı kadar tehlikeliymiş.
Madde bağımlısı olan kişiler bağımlı oldukları şeyden uzaklaştırılarak tedavi edilebiliyorlar.
Birçok kişinin interneti hayatından birden bire çıkartması oldukça zor. İşte bu noktada interneti doğru ve bilinçli kullanmak çok önemli.
İnternette chat ve oyun sitelerine giren çocuklar ve gençler genelde daha bağımlı oluyorlar. Bu bağımlılık da onları sosyal yaşamdan uzaklaştırdığı gibi kendilerini devamlı yorgun hissetmelerine neden oluyor.
Bu tür çocuk ve gençlere interneti doğru kullanmyı öğretmek yapılacak en akıllıca iş.
Mesela okullarda ilköğretim öğrencilerinden başlanarak internetin doğru kullanımyla ilgili dersler verilebilir.
Öğretmenler her fırsatta öğrencilerine internetin ne tür amaçla kullanılırsa daha faydalı olacağı yönünde önerilerde bulunabilir.
İnternet kafelerin denetimi ise daha sıkı ve ciddi bir şekilde yapılabilir.
Ailelere gelince çocuklarını asla internetin başında saatlerce boş bırakmamalılar...
Aksi taktirde interneti bilinçsiz kullanım yüzünden internet bağımlıları artacak ve hayatımızda gerçek ilişkilerin yerini tamamen sanal ilişkiler alacak!